DİN DERSİ
Son Dakika
İslam’da Vakıf Geleneğimiz ve Vakfın Gerekliliği Sunum Vaaz: Hasta, Engelli, Özürlü İnsanlar ve Dini Hükümlülükleri Vaaz: Kardeşliğimizi Sağlamlaştırmak İçin; Saflarımızı Sık ve Düzgün Tutalım Sunum Vaaz: HİCRET Sunum Vaaz: Edep ve Haya Sunum Vaaz: Hz. Peyhamber ve Kardeşlik Ahlakı Hz Peygamber ve Kardeşlik Ahlakı Sunum Vaaz: Kadın ve İslam'ın Kadına Verdiği Değer Sunum Vaaz:Abdest Almanın Önemi ve Fıkhi Boyutu Sunum Vaaz: Ezan İle Tevhid'e Çağrı
Sunum Vaaz: Hasta, Engelli, Özürlü İnsanlar ve Dini Hükümlülükleri
Sunum Vaaz: Hasta, Engelli, Özürlü İnsanlar ve Dini Hükümlülükleri
 
Sunum Vaaz: HİCRET
Sunum Vaaz: HİCRET
Vaaz: İslam’da Yardımlaşma
 
Vaaz: İslam’da Yardımlaşma
Mehmet ESER Hocamızın hazırlamış olduğu İslam’da Yardımlaşma Vaazı
9 Şubat 2012 Perşembe 19:25
Seviye Belirleme Hazırlık Kitabı
Facebook
Google
Twitter
Yazdır

İslam’da Yardımlaşma

İnsana; hakkı-batılı, dostunu-düşmanını, doğruyu-yanlışı, iyiliği-kötülüğü, güzeli-çirkini öğretecek vahiy ve vahyin nasıl yaşanacağını, nasıl pratiğe aktarılacağını gösteren örnek alınacak Peygamber gönderen ve de bütün bunları anlayacak şekilde bizlere akıl veren Rabbimize şükürler olsun.

İnsanların, dünya ve ahiret mutluluğunu elde edebilmesi için Allah’ın göndermiş olduğu ilahi mesajlarına, ilke ve prensiplerine her zaman muhtaçtır. İnsanlar ne zaman Allah’ın peygamberlerinin çağrısına icabet etmemişse, vahye sırtını dönmüşse; savaş, zulüm, terör, fesat, hak ihlali, bunalım, kan, gözyaşı vs. yeryüzünde çoğalmıştır.

Hâlbuki Allah Teâlâ dünya hayatında, insanların tanışıp kaynaşmasını ve birbirlerine üstünlük taslamadan yaşamalarını isteyerek şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ {الحجرات/13}

Ey insanlar! Gerçekten Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık ve birbirinizle tanışıp rahat, huzur ve kardeşlik içinde bir hayatı yaşamak için iyilikte, güzellikte yarışasınız diye sizi ırklara, boylara ayırdık. Hepiniz Âdem ve Havvâ adındaki bir anne-babanın çocuklarısınız. Dolayısıyla, herhangi bir ırkın veya sınıfın diğerine üstünlüğü söz konusu olamaz. Gerçek şu ki, Allah katında en üstün, en değerli olanınız, takva bakımından en ileride olanınızdır. Irk, renk, zenginlik, güzellik, makâm, şöhret, güç gibi özellikler, İslâm’a göre asla üstünlük ölçüsü değildir. İlâhî değer ölçülerine göre en kıymetli, en saygıdeğer insan; ahlâkî erdemler bakımından en önde olan insandır. Ey insanlar! İyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin, üstün-aşağı gibi bütün değer ölçülerinizi Allah’ın kitabından almalısınız! Çünkü Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdâr olandır.[1] (Hucurat, 49/13)

İnsanlar ırklara ve boylara ayrılarak; renkleri, dilleri, giysileri farklı farklı yaratılmıştır. Ama yaratıcı tekti. Allah bütün insanlara:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ {البقرة/21}

Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize kulluk edin ki, insanı hem dünyada, hem de âhirette perişan eden kötülüklerden sakınıp korunabilesiniz.” (Bakara, 2/21) buyurarak kendisine kulluktan başka ateşten korunma yolu olmadığını göstermiştir. Ama tarihin her döneminde, İslam’ı kabul etmeyen, Peygamberleri dinlemeyen, ilahi mesajları kabul etmeyip onlara karşı çıkan insanlar olmuştur. Âlemlerin rabbi olan Allah, iman edenlere şöyle seslenmiştir:

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ

“Unutmayın, inananlar birbirlerine düşman olamazlar, onlar ancak kardeştirler.” (Hucurat, 48/10) Kardeş olduğumuzu bildirdi rabbimiz. Oysa iman kardeşliği, kıyamete dek sürdürülecek ilahi kaynaklı bir bağdı.

Günümüzde ise kardeş olduğumuz unutulmaya yüz tuttu. Kardeşlik bilincimiz yara aldı. Ulusal devletler girdi aramıza. Coğrafi ve siyasi sınırlar, engeller konuldu. Aynı toprağı paylaşsak bile mezhepler, cemaatler, taassuplar, farklılıklar ön plana çıkarıldı. Bölünerek, birbirimizden uzaklaştık…

Vahyi, imanı, maneviyatı, uhrevi olan her şeyi dışlayan “Batı Dünyası”, bütün gerçekliği maddeye indirgedi. Ve insanı dünyevileştirdi. Hesap günü, cennet, cehennem, ahiret hayatı unutuldu. Hayatı, sadece dünya hayatından ibaret zanneden insanlar çoğaldı. Ve insanlar sadece kendi çıkar ve menfaatini düşünür oldu. Sonunda bencil bir canavara dönüştü. Güçlü ve zengin insanlar, zayıf ve fakir insanları ezdi. Onlara sahip çıkmadı. Savaşlar, işgaller, iktidar yarışları, sömürgeler hiç bitmedi. Böylece inanmayan insanların, yeryüzünü nasıl fesada boğacağını/boğduğunu anladık. Ama Müslümanların bütün bu yaşananlara kayıtsız ve sessiz kalması anlaşılacak bir durum değildir.

Müslüman olarak bizler, batı dünyasının düştüğü hatayı anlamadan onların yolunu izlemeye başladık. Hala onları taklit edip duruyoruz. Hala onlara benzemeye çalışıyoruz: Eğitimde, siyasette, ekonomide, hukukta, teknolojide, edebiyatta, kültür ve sanatta, tüketimde, giyimde ve kuşamda, yaşantıda... Her şeyimizle onlara benzedik. Geriye din farkı kaldı sadece…

İnandığımız gibi yaşamazsak; en sonunda yaşadığımız gibi inanmamız kaçınılmaz olacaktır. Bugün inanlar, kardeş ve ümmet olduklarının yeterince şuurunda değiller.

Hani kardeşliğimiz? Hani yardımlaşma ve dayanışmalarımız? Bölük pörçük olan İslam dünyası ne zaman tek vücut olduğunu hatırlayacak? Hâlbuki Rabbimiz şöyle buyurmuştu:

وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ

“Ey iman edenler! (…) Ahlâkî değerleri yeniden yücelterek iyilikleri yaygınlaştırma ve zulme karşı tek yumruk olarak kötülükleri engelleme konusunda birbirinizle yardımlaşın; günah işlemek ve düşmanlıkları körüklemek amacıyla yardımlaşmayın.” (Maide, 5/2)

Hani iyilikleri yaygınlaştırıp, kötülükleri engelleyecektik? Ne oldu bize? Nerde kaldı bu konularda yardımlaşmalarımız? Yoksa zayıf mı düştük? Gücümüzü/kuvvetimizi mi yitirdik? Oysa rabbimiz bizi uyarmamış mıydı?

وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُواْ فَتَفْشَلُواْ وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُواْ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ {الأنفال/46}

“Allah’a ve onun Rasûlüne itaat edin, birbirinizle sürtüşüp çekişmeyin/tartışıp bölünmeyin. Sonra içinize korku düşer ve (birbirinizle uğraşmaya başlarsınız, en sonunda da) gücünüz/kuvvetiniz elden gider. (Zayıflarsınız; sözünüz, etkiniz kimseye işlemez, darmadağın, bölük pörçük olursunuz.) Bir de sabırlı olun. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 8/46)

Ümmet olduğumuz, kardeş olduğumuz bilincini kuşanarak tarih sahnesinde özne olma vakti gelmedi mi? Bizi esir eden, bizi bağlayan; dünyevileşme, lüks ve konfora düşkünlük, servet yığıp sayma hastalığından kurtulma vakti gelmedi mi? Bize verilen para, mal-mülk, servet vb. bütün zenginlerimiz imtihan edilmek üzere emanet olarak verilmişti. Sahip olduğumuz zenginliklerde diğer kardeşlerimizin de hakkı vardı ve onlara da vermemiz gerekiyordu.

Allah Teâlâ imtihan etmek üzere kimimizi, kimimize iş, mal-mülk ve zenginlik yönlerinden üstün konuma getirmiştir:

أَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَةَ رَبِّكَ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُم مَّعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُم بَعْضًا سُخْرِيًّا وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ {الزخرف/32}

Allah Kurân’ı kime indireceğini onlara mı soracaktı? Ne o, Rabb’inin rahmetini yoksa onlar mı paylaştırıyorlar? Oysa onların bu dünyadaki geçimliklerini aralarında paylaştıran ve birbirlerini istihdam edip yeni alanları meydana getirebilmeleri için akıl, yetenek, zenginlik ve benzeri yönlerden bir kısmını diğerlerinden üstün konuma getiren Biziz! Öyleyse, dilediğimize mânevî bağışlarda bulunan ve dilediğimize Peygamberlik veren de Biziz! Fakat onlar, dünya menfaatini tercih ederek gönderdiğimiz mesajdan yüz çevirdiler. Oysa Rabb’inin en büyük rahmeti olan bu Kurân, onların yığıp biriktirdikleri bütün servetlerinden daha hayırlıdır. Sonsuz ilâhî nîmetler yanında bu dünyanın zevkleri o kadar değersizdir ki! (Zuhruf, 43/32)

Ve sürekli imtihan içerisindeyiz. Yaşadığımız sürece de imtihanımız devam edecek. Nelerle, ne şekilde imtihan edileceğimizi Rabbimiz bize şöyle bildirmiştir:

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ {البقرة/155}

“Andolsun ki, sizi bazen çetin korkularla, bazen açlık ve yoksullukla, bazen de servetinizi, sağlığınızı ve ürünlerinizi elinizden alarak imtihân edeceğim. Sabredenleri müjdele!” (Bakara, 2/155) imtihan karşısında inananlar imanı, Kur’an’ı, İslam’ı elden bırakmamalıdırlar. İmtihan kitabımız Kur’an’la bu sınavdan başarıyla çıkabiliriz. Mü’minler bu sınavda yalnız değildirler. Birbirimizle de imtihan edileceğiz. Kardeşler bu imtihanda birbirlerini yalnız bırakamazlar.

Mü’minler tek bir vücut gibidirler:

قال رسولُ اللّه: مَثَلُ المُؤْمِنِينَ في تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعاطُفِهِمْ مَثَلُ الجَسَدِ إذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالحُمَّى

Numan bin Beşir radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Müminler, birbirlerine gösterdikleri sevgi, merhamet, şefkat ve yardımlaşmada, bir vücut gibi olmalıdırlar. Vücudun bir uzvu hastalandığında, diğer bütün uzuvlar uykusuzluk ve yüksek ateşte ona eşlik ederler. Bir insanın herhangi bir uzvundaki rahatsızlık nasıl bütün vücudun acı duymasına sebep oluyorsa, yeryüzünün herhangi bir yerindeki müminin acı ve ıstırabı da diğer müminleri rahatsız etmeli ve bütün müminler elbirliği ederek, o hastalığın tedavisi için gayret göstermelidirler.[2] (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr, 66)

Mü’minler olarak, bir hayat sahibi bir beden gibiyiz. Kanayan bir uzvumuza acil müdahale etmezsek, tedavi edip durdurmazsak, kan kaybından ölürüz değil mi? Bedenimizin herhangi yerinde yara oluşursa tüm beden o acıyı hissetmez mi? Efendimiz bize ne güzel bir örnekle açıklıyor.

Yardımlaşma denilince sadece maddi olarak anlaşılmamalıdır. Bugün küfür ve şirk içerisinde bocalayan, imana muhtaç nice insanlar yardım bekliyor. Hatta bu yardım duruma göre daha önceliklidir. İnsan bir şekilde bedeni ihtiyaçlarını karşılar. Ama ruhun açlığını doyurmak Müslümanların öncelikli görevidir. İslam’ın önündeki her türlü engelleri kaldırmalıyız. İslam üzerinde bilinçli olarak oluşturulan sis perdelerini kaldırmalı, büyük bir boşluk ve çıkmazda olan modern insanını vahyin diriltici ve huzur veren soluğuyla tanıştırmalıyız. Mü’min kardeşlerimizin de şer tuzaklarına karşı imanlarını korumalı tebliğ ve Kur’an eğitim faaliyetlerini sürekli diri tutmalıyız.

Kardeşimize sahip çıkmak, onlara yardım etmek, gerçek anlamda iman etmenin şartıdır:

Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

عَنْ اَنَسٍ عَنِ النَّبِىِّ قَالَ: لاَ يُؤْمِنُ اَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأَِخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ.

“Sizden biriniz, kendisi için arzu ettiği dünya ve ahiret nimetlerini din kardeşi için de arzu etmedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.”[3] (Buhârî, İman 7; Müslim, İman 71–72. Tİrmizî, Kıyâmet 59; Nesâî, İman 19, 33; İbn Mâce, Mukaddime 9)

Allah’ın bize ikram ettiği nimetlerden diğer kardeşlerimiz için de harcamalıyız:

وَلاَ يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا آتَاهُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ هُوَ خَيْرًا لَّهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَّهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُواْ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلِلّهِ مِيرَاثُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ {آل عمران/180}

“Allah’ın lütfundan kendilerine cömertçe sunduğu nîmetlerle övünerek, bunları yoksullara harcamakta cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu ve kendilerine kazanç sağlayacağını sanmasınlar. Aksine, bu cimrice davranış onların zararınadır. Çünkü yoksullardan esirgeyerek cimrilik ettikleri ne varsa, Diriliş Gününde bir ateş halkası olacak ve boyunlarına geçirilecektir. Zaten göklerin ve yerin mirası, Allah’ındır. Sizin olduğunu sandığınız servet ve zenginlikler, aslında size geçici olarak verilmiş birer emânettir. Gün gelecek, bu emânet sizden geri alınarak gerçek sahibi olan Allah’a dönecek, üstelik hepsinin hesâbı bir bir sorulacaktır. Öyleyse, Allah’ın servetini O’nun istediği biçimde harcamalısınız. Unutmayın; Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Al-i İmran, 3/180)

Kardeşlerimize her durumda yardım etmeliyiz:

وَالَّذِينَ إِذَا أَصَابَهُمُ الْبَغْيُ هُمْ يَنتَصِرُونَ {الشورى/39}

“Onlar, bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman birbirleriyle yardımlaşırlar.” (Şura, 42/39)

Mü’min kardeşlerimizden kim saldırıya uğramış, işgal edilmiş zulüm ve haksızlığa uğramışsa, deprem, sel gibi felaketlere uğramışsa yardımına koşmak iman etmemizin bir gereğidir. Çünkü Allah emrediyor.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ انْصُرْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا، فَقَالَ رَجُلٌ: يَا رَسُولَ اللهِ، اَنْصُرُهُ اِذَا كَانَ مَظْلُومًا اَرَاَيْتَ اِنْ كَانَ ظَالِمًا، كَيْفَ اَنْصُرُوهُ؟ قَالَ: تَحْجُزُوهُ –اَوْ تَمْنَعُهُ- مِنَ الظُّلْمِ، فَاِنَّ ذلِكَ نَصْرُهُ.

Zalim de olsa mazlum da olsa, kardeşine yardım etmelisin, buyurdu. Bir adam:

­Ya Rasulallah! Kardeşim mazlum iken ona yardım edeyim de, zalim ise ona nasıl yardım edebilirim, söyler misiniz? diye sordu. Peygamberimiz:

Onu zulümden alıkoyar, yapacağı haksızlığa engel olursun. İşte bu ona yardım etmektir.” (Buhârî, Mezâlim 4; İkrâh 6. Tirmizî, Fiten 68)



Bir Hayat Tarzı Olarak Yardımda Bulunmak:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقْنَاكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ يَوْمٌ لاَّ بَيْعٌ فِيهِ وَلاَ خُلَّةٌ وَلاَ شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ {البقرة/254}

Ey inananlar; hiçbir pazarlığın, dostluğun ve aracılığın olmadığı o dehşet verici Gün gelmeden önce, size verdiğimiz nîmetlerden bir kısmını Allah için ihtiyaç sahiplerine harcayın! Unutmayın ki, Allah’ın bahşettiği nîmetleri O’nun yolunda harcamaktan kaçınan nankörler, zâlimlerin ta kendileridir! (Bakara, 2/254) İşte Allah için harcamayanların, paylaşmayanların, yardımlaşmayanların pişmanlığı.

Kur’an’a baktığımızda yardımlaşmanın başında “vermek” olduğunu görürüz:

الَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي السَّرَّاء وَالضَّرَّاء وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ {آل عمران/134}

“Onlar ki; hem bolluk, hem de darlık zamanında, servetlerinden bir kısmını Allah için harcarlar; kızdıkları zaman öfkelerine hâkim olurlar ve kendilerine karşı kusurlu davranan insanları bağışlarlar. Allah da, iyilik eden böyle dürüst ve fedâkâr kimseleri sever.” (Âl-i İmran, 3/134)

وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَى حُبِّهِ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا {الإنسان/8}

“Mala mülke karşı yüreklerinde sevgi duydukları halde, sırf Allah rızası için yoksulu, yetimi ve esiri doyurur, onlara maddî mânevî her türlü yardım ve desteği sağlamak için çırpınırlar.”

إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَاء وَلَا شُكُورًا {الإنسان/9}

“Bunca iyilikleri yaparken de, içlerinden derler ki: “Biz sizi yalnızca Allah rızası için doyuruyoruz; sizden herhangi bir karşılık, bir teşekkür beklemiyoruz.”

إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَرِيرًا {الإنسان/10}

Çünkü biz, asık suratlı ve dehşet verici Gün gelip çattığında, Rabb’imizin huzurunda hesâba çekilmekten korkuyoruz.” (İnsan, 76/8-10)

وَأَنفِقُوا مِن مَّا رَزَقْنَاكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُن مِّنَ الصَّالِحِينَ

“Ölüm meleği ansızın kapınızı çalmadan ve son pişmanlıkla, “Ya Rabbi; ne olur bana biraz daha mühlet ver de, Senin yolunda her şeyimi harcayıp iyi bir insan olayım!” diyeceğiniz an gelip çatmadan önce, size bahşettiğimiz nîmetlerden bir kısmını hemen şimdi Allah yolunda harcayın/verin.”(Münafikun, 63/10)

Bu ayetler "karşılıksız vermek" konusundaki Kur'an'ın ısrarını yeterince gözler önüne serdiğinden, geriye sadece bu fevkalade önemli sosyal ilkenin hayata nasıl geçirileceği meselesi kalmaktadır. Bu noktada dikkat çekilmesinde yarar olan ilk husus, sadece zenginlerin değil, çoluk-çocuk, kadın-erkek, genç-yaşlı, âmir-memur, yöneten-yönetilen herkesin kendi ölçüsünde, kendisinden daha muhtaç ve sıkıntılı durumda olanlara yardımda bulunmayı bir hayat tarzı hâline getirmeye çalışması gerektiğidir. Dahası, kendisi bizzat maddi sıkıntı içerisinde olup muhtaç olanlara maddi olarak verecek bir şeyi olmayanların bile, "güzel söz söylemek ve gönül almak" suretiyle muhtaçlara bir şeyler verebileceğini ifade eden Kur'an, bu suretle "verme"yi şu veya bu şekilde bütün Müslümanlara teşmil etmek istediğini de ortaya koymuş olmaktadır. Bu kapsamlı "verme" programının, yoksulluk meselesinin çözümüne katkıda bulunacak önemli bir adım olması yanında; bilhassa günümüzde modem toplumlarda artarak yaygınlaşan "sahip olma tutkusu", "servet edinme ihtirası" ve "maddi olana bağımlılık ve eşyaya kölelik" gibi insana karşı gelişmelerden, insanı "insanın kurdu" hâline getiren hastalıklardan insanların kendilerini kurtarmasına da fevkalade yardımcı olacak bir panzehir olduğunu asla göz ardı etmemek gerekir.

Çağımızda neo-liberal politikalarm ve vahşi kapitalist uygulamaların yaygınlaş(tırıl)ması, buna mukabil sosyal adaletçi politikaların gerile(ttiril)mesi sonucunda, kıtalar, bölgeler, ülkeler ve sosyal tabakalar arasındaki gelir farklılıklarının farklılık olmaktan çıkıp, aşılması imkânsız derin bir uçurum hâlini aldığı, gittikçe de bu durumun kötüye gittiği bir zamanda, Kur'an'ın bu konudaki öğretisinin sadece İslam dünyası ve Müslümanlar için değil, bütün insanlık için fevkalade önemli bir ümit ışığı olduğunu bilerek, meseleye bu bakış açısıyla yaklaşmak gerekir. Kısacası Kur'an'ın bu ayetlerinde telkin edilmek istenen esasların, sadece bir "sadaka kültürü" olarak değil, derinlikli bir hayat felsefesinin ve uzak görüşlü bir dünya görüşünün bir uzantısı olarak görülmesi icap eder. Kur’an, Bakara suresi 267. Ayet örneğinde olduğu üzere, Müslümana, zaten gözden çıkardığı kullanılmış, modası geçmiş(!), ya da elinde kalmış mal ve eşyayı değil de, özellikle "vermeye kıyamadığı malından" vermeye teşvik etmekle, aslında, mal, mülk, servet köleliğine karşı direnebilmesi için Müslümanı fiilen eğitmeye yönelik fevkalade önemli bir adım da atılmış olmaktadır.

Kur'an'ın bu "karşılıksız verme" ilkesinin her dönemin şartlan muvacehesinde sürekli yeniden yorumlanması ve onun azami ölçüde etkili olmasını sağlayacak çözümlerin ortaya konması ise, elbette herkesten önce Müslümanlara düşen bir görevdir. Geçmişte ortaya konan ve günümüzde de hâlâ geçerliliğini koruyan en güzel modellerden olan "Vakıf kurumuna ve "Sadaka taşı" uygulamasına ek olarak, her türlü yardım kampanyaları, sosyal yardımlaşma fonları ve sandıkları, insani yardım kuruluşları, mahalli idarelerin sosyal yardımları, hükümetlerin sosyal adalet politikaları bu kapsamda değerlendirilebilecek adımlar olarak daima Müslümanlarca desteklenmeli, hatta bu gibi adımlara öncülük edilmelidir. Bu noktada, ülkemizde daha sık dile getirilir olan "infak ve sadaka kültürü" ile yetinmeyip, "sosyal haklar" anlayışına doğru ilerleme çağrıları kimden ve nereden geldiğine bakmaksızın bütün Müslümanların can u gönülden desteklemeleri gereken hayırlı teşebbüslerdir.

Kimden ve nereden gelirse gelsin, her hayırlı teşebbüsü desteklemek Müslümanların görevi olmakla beraber, Allah rızası için, art niyetsiz, hasbi ve insani teşebbüsler dışındaki, "siyasi, ticari, medyatik, vb. istismar amaçlı" girişimlerden uzak durmak ve bunlara alet olmamak gerektiğini de bu vesileyle hatırlatmakta yarar vardır. . ,

Muhtaç olanlara verecek bir şeyi olmayanların, onlara güzel sözler söylemesi ve gönüllerini alması

وَاِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ابْتِغَاءَ رَحْمَةٍ مِنْ رَبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُلْ لَهُمْ قَوْلًا مَيْسُورًا

Eğer sen de ihtiyaç içinde olur da, Rabb’inden umduğun bir yardımı, bir rahmeti beklediğin için onlara şimdilik bir şey veremeyecek durumda olursan, hiç değilse gönül alıcı, tatlı sözler söyle onlara.” (17/el-İsrâ, 28).

İslam toplumlarındaki işsiz, fakir ve yoksulların durumlarının düzeltilmesi yolunda birtakım çözüm yolları gösterirken, Kur'an meseleye sadece "ekonomik" açıdan bakmamaktadır. Bilakis meselenin "sosyal ve psikolojik" yönünü de göz önünde bulundurarak, yardıma muhtaç kesimlerin onurlarının rencide edilmemesi için -maddi yardımların olabildiğince gizlilik içerisinde yapılmasına dair teşvik yanında-, onlarla sıcak dostluk ilişkileri tesisine de önem vermiştir. Bu ayette dolaylı olarak işaret edilen diğer bir husus ise, iyilik yapmanın, başkalarının dertlerini paylaşmanın, toplumsal meselelerin -ekonomik bile olsa- çözümünün yegâne yolunun para puldan geçmediğidir. Mal, mülk ve servet olmadan da bu konuda çok şeyler yapılabileceğini, dolayısıyla bir anlamda sürekli iyilik seferberliği demek olan İslam'ın, zengin-fakir, genç-yaşlı, kadın-erkek herkesi bu seferberliğe dâhil etmekte ne kadar ısrarlı olduğunu ortaya koymaktadır.[4]

Yardımlaşmanın Faydaları:

Aşağıda, anlatılacak şekilde bir yardım anlayışının yaygınlaştırılması fert ve toplum hayatında önemli değişikliklere sebep olacaktır. Yardımlaşmanın faydaları hemen hissedilecektir. Bunlar şöyle sıralanabilir:

1. Yardım yapmakla yoksullar korunmuş olur. Onların maddi ihtiyaçlarının giderilmesi ile fenalık yapmaları önlenir. Çünkü fakirlik ve açlık, zayıf karakterli insanları çoğu zaman kötülüğe sürükler; hırsızlık yaptırır; haksızlığa iter.

2. Yardım yapanla yapılan arasında sevgi ve ülfet doğar. Yardım yapılarak topluma kazandırılan kişiler kin, hased, düşmanlık gibi kötü duygulardan kurtulur; zenginlerin mallarında gözü olmaz. Çünkü onların, fakirin hakkını verdiklerini, dinin emirlerine uyarak en geniş ölçüde yardım ellerini çevrelerindeki insanlara uzattıklarını bilirler.

3. Peygamber Efendimiz (s.a.s); "Veren el alan elden üstündür" buyurmuştur. Böylece Müslümanlara, yardım edilen değil yardım eden kişi olmalarının daha iyi olduğunu bildirmiştir. Sıkıntı ve darlık zamanlarında Müslüman kardeşlerinden yardım, anlayış ve sevgi görenler, sıkıntılarını atlatınca çalışıp kazanmaya, alan değil veren kişiler olmaya bakacaklar. Böylece toplumda bir fazilet yarışı başlayacaktır.

4. Zekât, sadaka ve diğer maddî yardımlar, Müslümanların güçlü olmalarında, birlik ve beraberlik içinde bulunmalarında en büyük etken olacaktır. Bir aç ile bir tokun aynı safta sevgi ve kardeşlik duyguları ile yanyana bulunabileceklerini düşünmek biraz zordur. Yardımlaşma, zenginlerle fakirler arasındaki uçurumu kapatacağı gibi aralarında bir sevgi ve saygı bağının kurulmasına da sebep olur.

5. Yardımlaşmanın yaygın olduğu toplumlarda dostluk duyguları güçlü olur; zenginlik ve refah artar, fakirlik azalır, dinimizin hoş görmediği dilencilik ortadan kalkar; hırsızlık ve dolandırıcılık gibi haramların işlenmesi en alt düzeye iner.5

Bugün dünya çapında yapılmakta olan yardımlaşma ve iyilik hareketleri tarihin derinliklerinde kalan ümmet ve kardeşlik bilincinin (Ensar ruhunun) yeniden filizlenmesidir. Sönmeye yüz tutmuş ve küllenmiş olan İslam nurunun yeniden kıvılcımlar saçarak dünyayı aydınlatmaya başlamasıdır. Ümmetin yetim çocuklarının gülümsemesi, kardeş ailelerin çoğalması, insan haklarını koruyan iyilik hareketlerinin, yardımlaşma vakıf ve derneklerin artması; kimse yok mu diyenlerin, yardım elinin, veren ve dost ellerin, mazlumlara sahip çıkanların çoğalması, kardeşliğin canlanması ve ümmetin tek vücut olarak yeniden dirilip ayağa kalkması, Asrısaadetin müjdesidir…


1-Mahmut Kısa, Kısa Açıklamalı Kur’an-ı Kerim Meali, 3. Baskı, Konya: Armağan Kitaplar, 2009 Not: Açıklamalı olan diğer ayetler de aynı kitaptan alınmıştır.
2-İmam Nevevi, Riyazü’s Salihin, Tercüme: Mahmut Kısa,  İstanbul: Beka Yayınları, 2011 (Koyu kısımlar hadisin tercümesi, koyu olmayan italik yazılar ise hadisin açıklamasıdır.)
3-Nevevi, a.g.e.
4-Hayri KIRBAŞOĞLU, Ahir Zaman İlmihali, Ankara; 9. Baskı, Otta Yayınları, s. 214-216
5-Şamil İslam Ansiklopedisi, “Yardımlaşma” Maddesi
Haberi Paylaş
Bu haber toplam 2110 defa okunmuştur
Haber Yorumları
Yorum Ekle
vazları indirme linkleriyle yayınlarsanız iyi olur.........İslam’da Yardımlaşma... bunun altında yazıcı butonu var...ADMİN...
UMRAN SANCAR - 2012-02-09 20:38:49
 Diğer Haberler
 
dinihaberler.com
Videogaleri
Yazarlar
Tarihte Bugün
1945 Nazi gizli servisi Gestapo'nun şefi, Reichstag ve Hava Kuvvetleri Komutanı Herman Goering, ABD 7. Ordusu'na esir düştü.
Namaz Vakitleri
İmsak
4:00
Güneş
5:45
Öğlen
13:08
İkindi
16:59
Akşam
20:18
Yatsı
21:53
Hakkımızda | Künye | Reklam | İletişim | RSS
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Yazılım: Haber Sitesi Kur