Vaaz: Allah’a Şirksiz İman Aksaray İl Vaizi Sayın Mehmet ESER hocamızın hazırlamış olduğu "Allah’a Şirksiz İman" konulu vaaz 26 Ocak 2012 Perşembe 07:47
İmanımız ne durumda acaba? İmanımız Allah’ın razı olduğu bir iman mı? Sakın imanlarımıza şirk bulaştırmış olmayalım? Şirki ne kadar tanıyoruz? Yoksa şirk/müşrik denilince cahiliye Arap toplumuyla birlikte tarihte kalan müşrikler mi aklımıza geliyor sadece?
İman etmek kadar imanımızı korumak da önemlidir. Çünkü ebedi hayatımızı ilgilendiren bir konudur iman. İman edip imanını koruyamayıp şirk bulaştıranlar ve bu şekilde ölenler için af imkânı olmayacağını Rabbimiz bize bildiriyor:
“Allah, kendisine ortak koşulmasını -zamanında tövbe edilmediği takdirde- asla bağışlamaz. Bir kimse Allah’a inansa bile, O’ndan başka ilâhlara tapınarak yahut ilâhî hükümleri reddedip arzu ve heveslerini ilahlaştırarak Allah’a ortak koşar ve tövbe etmeden ölürse, Allah onu asla affetmeyecektir. Bundan daha hafifgünahları ise, dilediği kimseler için bağışlayabilir.
Fakat müşriklerin bağışlanması, asla söz konusu olamaz. Çünkü Allah’a ortak koşanlar, O’na iftira ederek korkunç bir günah işlemişlerdir!” (Nisa, 4/48,116)Şirk affedilmeyen en büyük günahtır. O zaman şirki çok iyi tanımamız gerekiyor. İyi tanıyacağız ki uzak durabilelim şirkten. Şu ayet üzerinde iyi düşünmemiz gerekiyor:
“Onların çoğu şirk koşmadan Allah'a iman etmezler.”(Yusuf, 12/106) İnsanların çoğunun şirk koşmadan iman etmeyeceğiniz bildiriyor Rabbimiz. Dikkatinizi çekerim insanların çoğundan bahsediliyor ayette. Bu ne demektir? Demek ki insanlar şirk koşmaya meyilli olacaklardır. Ve insanların çoğu imanlarına şirk bulaştıracaklardır. Bunun için Rabbimiz bizleri uyarıyor. Siz onlar gibi şirke bulaşmayın. Dikkat edin diye bizi uyarıyor. Bu ayet, Hz. Peygamber Efendimizin zamanındaki insanlar için geçerli olduğu gibi, her çağdaki insanlar içinde geçerlidir. Hatta kıyamete kadar gelecek olan bütün insanlar için de geçerlidir.
“Denebilir ki inanç tarihinde dikkati çeken, inkâr değil şirktir. İnsanlar, dün de bugün de, büyük bir çoğunlukla (bir yoruma göre ittifakla) tanrının mevcudiyetinde yanılmamış, fakat Allah’ın birliğinde ve onun kemal sıfatları konusunda doğru çizgiden ayrılmışlardır. Dün daha çok bilgisizlikten, bugün ise iradesizlikten…” 2
Allah’a iman etmek sadece O’nun var olduğuna inanmak demek değildir. Çünkü Hz. Muhammed (sav)’in Tevhide çağırdığı arap toplumu da Allah’ın varlığını biliyorlardı. Bu duruma birçok ayette dikkat çekilmiştir:
Onlara de ki; “Gökten ve yerden size rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere işlerini görme yeteneğini kim verdi? Ölüden diriyi ve diriden ölüyü çıkaran kimdir? Evrenin işlerini kim çekip çeviriyor? Sana, Allah diyeceklerdir.Öyleyse, hâlâsakınmayacak mısınız?” (Yunus, 10/31)
Acaba onların Allah’a olan bu imanları, kendilerini müşrik olmaktan niye kurtaramamıştı? Çünkü onlar, yerleri ve gökleri yaratanın Allah olduğunu bildikleri halde, bazı varlıkları ve kimseleri kutsallaştırarak onları Allah’a eş ve ortak koşmuş oluyorlardı. Güya Allah’a şefaatçi olacaklarına inandıkları bazı putlara ve nesnelere tapıyorlar ve Allah’ın emirlerini ve yasaklarını olduğu gibi kabul edip tatbik edecekleri yerde, onları kendi istedikleri şekilde değiştiren bazı ileri gelenlerinin bu yaptıklarını kabul edip onlara mutlak itaat ve mutlak kulluk ediyorlardı. Allah’a gösterecekleri hürmet ve ta’zimi onlara gösteriyorlardı. Kutsallık atfettikleri birtakım putlardan fayda ve zarar gelebileceğine inanıyorlardı. Onların Allah’a nasıl ortak koştukları şu ayette açıklanmıştır:
“Ey Müslüman! Onlara de ki: “Allah’tan başka itaate çağırdığınız, dua edip yalvardığınız/ibadet ettiğinizve böylece Allah’a ortak koştuğunuz putlarınızı ve putlaştırdığınız liderlerinizi, sahte ilâhlarınızı bir düşünsenize: Gösterin bana, yeryüzünde ne yaratmış bunlar! Yâhut onların, göklerin yaratılıp yönetilmesinde bir ortaklıkları mı var?”
Bakın, zâlimler, nasıl da göz göre göre hakîkatten yüz çeviriyorlar! Yoksa Biz onlara bu iddialarını destekleyici bir Kitap gönderdik de, onda buldukları birdelile mi dayanıyorlar? Hayır; aslındaşirk koşanzâlimler, birbirlerini boş vaadlerle aldatmaktan başka bir şey yapmıyorlar!” (Fatır, 35/40) İşte bu sebeple, islam gelince, onlardan sadece Allah’ın varlığını kabul etmelerini değil, zaten bildikleri ve inandıkları bu Yüce Yaratıcıdan başka hiçbir ilah edinmemelerini, yalnız O’na itaat, ta’zim ve kulluk ederek her türlü şirkten temizlenip bundan titizlikle sakınmalarını istemiştir. 3
Günümüz insanları bu tehlikeden habersiz. Şirki yeteri kadar tanımıyor. Tanımadığı için kalplerinde imanla birlikte şirk barındırabiliyorlar. Üstelik bu durumdanhaberleri bile yok. İman eden her Mü’min, şirke düşme tehlikesi ile karşı karşıya olduğunun bilincinde olmalıdır.
Şirk insanı küfre götüren öyle büyük bir günahtır ki yapılan tüm sâlih amelleri de boşa çıkarır. Allah Teâlâ, şirk koştuğumuz takdirde amellerimizin boşa çıkacağını şu ayetinde bildiriyor:
“Oysa ey insanoğlu, sana ve senden öncekilere kutsal kitaplarda bildirilmiştir ki; eğer Allah’a ortak koşacak olursan, örneğin, O’nun varlığına inanmakla birlikte, O’ndan başka varlıkların hüküm ve otoritesine boyun eğersen yahut dünyevî menfaatleri, uyulması gereken en üstün değer ölçüsü haline getirirsen, bütün yaptığın iyilikler boşa gidecek ve dünyada da, ahirette de kesinlikle hüsrana uğrayanlardan olacaksın!” 4(Zümer, 39/65) Amellerinin boşa gitmesini kim ister?
Ayrıca şirk koşan insana, cennetin haram kılındığı veyerinin cehennem olduğu şu ayette bildirilmiştir:
“…Kim Allah’a şirk koşarsa, Allah ona cenneti haram kılar; onun yeri cehennem olur. Ve böylelerinin varış yeri cehennem olacaktır.Böylece zalimler kendilerine bir yardımcı bulamayacaklardır.” (Maide, 5/72)
O halde şirk nedir?
Şirk: Allah’a eş ve ortak koşmak demektir. Allah’a zatında, sıfatlarında ve fiillerinde ortak ve denk tanımaktır. Tevhidin zıddıdır. Allah’a ait bir özelliği, sıfatı, fiili başka varlıklara da vermektir.Allah’ın birliğine, tasarruf ve kudretine ortak tanımaktır.Kısacası şirk, Allah’ın ilahlık, Rablık vasıflarını, Allah’tan başkalarına da vermektir. Allah ile birlikte başka varlığa kulluk/ibadet etmektir.
“Allah’tan başkasına ibadet; insan, cin, melek, şeytan, atalar, liderler, hükümdarlar, bilginler, veliler, salih kişiler gibi canlı ve cansız varlıkları ilah ve rab kabul etmek, onlara Allah’a isyan konusunda itaat etmek, boyun eğmek, dua edip yalvarmak, kurban kesmek, kulluk etmek, secde etmek, eğilip saygı göstermek, Allah yerine mâbud edinilen kimselerin emir ve yasaklarına, helal ve haramlarına, prensip ve sistemlerine uymak anlamlarına gelir.” 5
Şirki daha iyi anlamak için bazı örneklerle açıklayalım:
1. İnsanın kendi istek, arzu ve hevesini ilah edinmesiyle gerçekleşen şirk:
“Arzu ve tutkularını kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Zevklerini, çıkarlarını, ihtirâslarını hayatın biricik ölçüsü hâline getirerek bunları kendisine tanrı edinen kimsenin ne kadar zavallı, ne kadar aşağılık hale geldiğini görüyorsun, değil mi?”6 (Furkan, 25/43)
“Demek ki insan, sadece kendisini yaratan Yüce Allah’ın emirleri ve istekleri doğrultusunda hareket etmesi gerekirken, O’nun buyruklarını beğenmeyip, kendi istek ve arzularını yerine getirir ve onlara boyun eğerse, Allah’tan başka bir tanrıya boyun eğmiş ve dolayısıyla kendi kendisini tanrılaştırarak ameli bir şirkin içine düşmüş olmaktadır.
Eğer bu kimse Allah’ın emirlerini inkâr etmeden sırf kendi istek ve arzularına kapılarak bu duruma düşmüşse, büyük bir günah işlemiş olmakla birlikte imanını kaybetmemekte; fakat bir de, kendi şahsi istek arzu ve görüşünü, Allah’ın o konudaki emrinden daha iyi, daha doğru ve uygun bulursa, Allah’ın varlığını kabul etse bile itikadi bir şirkin içine düşerek imanını da yitirmiş olmaktadır.” 7 Bugün Allah’ın diğer emir ve yasaklarında olduğu gibi, içki yasağını beğenmeyenler, faiz yasağını kabullenemeyenler, günümüzde de bu tür yasaklar olur mu diyenler, aslında kendi heva, arzu ve isteklerini ilahlaştıranlardan başkası değildir.
2. Allah’ın hükümlerini, helal haram sınırlarını değiştirenlere mutlak itaat ederek onları Rab edinmek şeklinde gerçekleşen şirk:
“Yahudiler, aşırı bir saygıyla bağlanıp yücelttikleri din adamları olan hahamlarını ve Hıristiyanlar, aynı şekilde kendi rahiplerini, verdikleri her hükmü -Allah’ın kitabına uyup uymadığını araştırmadan- doğru kabul ederek, onları Allah’tan ayrı birer Rab konumuna getirdiler…” (Tövbe, 9/31)
“Acaba onlar, hahamlarını ve papazlarını nasıl rab edinmişlerdi? Allah’ı unutup din adamlarını Rabları mı bilmişler, karşılarına geçip onlara secde edip tapmışlar mıydı? Hayır bunlardan hiç birisini yapmamışlardı.
Nitekim, bu ayet nazil olunca, önce Hristiyan iken sonra Müslüman olan Adiy b. Hatem: “Ya Rasülallah, biz din büyüklerimize karşı ibadet etmezdik” demiş; Hz. Peygamber de ona:” Onlar Allah helal kıldığı bir şeyi haram kılarlar, sizde onu haram tanımaz mıydınız? Allah’ın haram kıldığına da helal derler, siz de helal saymaz mıydınız?” diye sormuş, o da “evet” deyince Hz. Peygamber: “ İşte onları Rab edinmek bu demektir.”
Buyurmuştur.”9 Görülüyor ki, herhangi bir kimseyi Rab edinmiş olmak için ille de Allah’ı inkâr ederek o kimseye Rab ismini vermiş olmak şart değildir. Allah’ın emirlerine ters düştüğünü bildiği halde, o kimsenin dediğini kabul edip ona itaat etmek, o kimseyi Allah’tan başka Rab edinmek ve ona kulluk etmek demektir.” 10
Biz kimi Rab ediniyoruz? Acaba bizim için de kendi din büyüklerimizi veya din adına ahkâm kesenleri Rab edinme tehlikesi geçerli değil mi?Bize söylenenleri Kur’an ve sünnet süzgecinden geçirmemiz gerekmiyor mu?
Mutlaka dini bilgilerimizi temel kaynağından öğrenmemiz, kontrol etmemiz gerekiyor. Özellikle Kur’an ve sünnet zemininden bizi uzaklaştırmaya çalışanlara dikkat etmeliyiz. Çünkü Kur’an’ı okursak anlarsak, Hz. Peygamberin o konudaki söz ve davranışlarını öğrenirsek yanlışını göreceğiz, Ona itaat etmeyeceğiz bunu bildiği için zemini değiştiriyor. İslam’ın haram ve helal çizgisini değiştirmeye çalışanlar aslında rablık taslayanlardır. Bunlara mutlak itaat edenler de onların sahte rablığını onaylamış oluyorlar.
Vahyin onaylamadığı her türlü düşünce, inanç, emir ve yasaklara karşı uyanık olalım.
3. Allah’a gösterilecek sevgiyi, tazim ve hürmeti başka varlıklara da göstermek şeklinde gerçekleşen şirk:
“İnsanlardan öyleleri vardır ki, en büyük tanrı kabul ettikleri Allah’la birlikte, O’nun katında sözünün geçtiğine inandıkları,her emrine kayıtsız şartsız boyun eğdikleri ve tıpkı Allah’ı sever gibi sevdikleribir takım tanrılar edinirler.İnananların Allah sevgisi ise, bütün sevgilerin üzerindedir.
O zâlimler, cehennemde kendilerini bekleyenazâbı gördükleri zaman, onlara geçici olarak verilmiş olan servet ve saltanatın ellerinden alınarak bütün güç ve kudretin yalnızca Allah’a ait olduğunu ve o gün Allah’ın azâbının çok çetin olduğunu bir bilselerdi!” 11(Bakara, 2/165)
Bir Müslüman herhangi bir şeyi ne olursa olsun Allah’ı sever gibi veya Allah’tan daha çok sevemez. Çağımızda bazı şeyleri, Allah’ı sever gibi hatta O’ndan daha çok sevenler yok mu? Kadını, parayı, malı, mülkü, makamı, mevkii, şarkıcıyı, artisti, futbolu/futbolcuyu v.s. Allah’tan daha çok seven insanlar az mı sizce? Neyi daha çok seviyoruz? Allah’ı mı yoksa başka şeyleri mi? Kalbimize soralım birde, neyin etrafında dönüyoruz? Hayatımız boyunca peşinde koşturduğumuz şey ne?
“Ne zaman Allah, eşi ortağı olmayan bir tek ilâh olarak anılsa, âhirete inanmayanların yürekleri nefretle kabarır; fakat Allah’tan başka kulluk ettikleri ve yardımına sığındıkları putları veya putlaştırılmış efendileri, önderleri ve diğer sözde ilâhları anıldığı zaman, hemen yüzleri güler, neşelenirler.” (Zümer, 39/45)Allah adı anılınca kılı kıpırdamayan, oralı bile olmayan, önemsemeyen ama Allah’tan daha çok sevdiği anılınca dikkat kesilenlerimiz, heyecanlananlarımız yok mu?
Aynı şekilde Allah’a sunacakları tazim, saygı ve hürmeti canlı veya cansız başka varlıklara da sunanlar, onların önünde taparcasına saygıyla eğilenler de şirke bulaşmış olmuyorlar mı?
4. Allah ile birlikte başka varlıklara ibadet etmek, kulluk yapmak yoluyla gerçekleşen şirk:
“Sadece Sana kulluk ederiz; yalnızca Sana ibâdet eder, bütün emirlerine kayıtsız şartsız itaat ederiz. İyiyi-kötüyü, güzeli-çirkini, doğruyu-eğriyi belirlemede, kendimize yalnızca ilâhî ölçüleri rehber ediniriz. Senden başka hayatımıza yön verecek, kurallar koyacak otorite kabul etmeyiz. Senin buyruklarına aykırı hükümler veren hiçbir güce -kim olursa olsun- asla boyun eğmeyiz ve ancak Senden yardım dileriz. Her türlü iyiliğin, güzelliğin Senin elinde olduğunu bilir, Senin iznin ve onayın olmadıkça hiçbir dileğin gerçekleşmeyeceğine yürekten inanırız. Dertlerimize devâyı, hastalığımıza şifâyı, sıkıntılarımıza çareyi ancak Sende arar; gerekli tedbirleri almakla birlikte, Senden başka hiç kimseden, hiçbir varlıktan medet ummayız. Sâdece Sana yalvarır, yalnızca Senin kudret ve merhametine sığınırız.” 13(Fatiha, 1/5)
“Öyleyse, Allah’ın yanı sıra, kıyâmete kadar duâlarına karşılık veremeyecek olan putlara ve benzeri yaratılmış kimselere yalvarıp yakaranlardan dahaşaşkın, daha sapık kim olabilir? Oysa o yalvardıklarıvarlıklar, onların yakarışlarından habersizdirler.” 14 (Ahkaf, 46/5)
Kur’an’da ibadet olarak belirtilen; Allah’ın razı olduğu ve yapılmasını istediği söz ve davranışların hepsi yalnızca Allah’a yapılmalıdır. Mesela Dua ibadettir. Ve “duanın kıblesini Allah’tan başkasına çevirmek, ona kulluk etmek demektir.”15 Aynı şekilde Kurban kesmek te ibadettir. Ve ibadetler yalnızca Allah’a yapılır. Başka varlıklara da yapılırsa şirk olur. Günümüzde türbelere giderek, oradaki yatan zatlara yalvaranlar, onlardan medet umanlar, Allah’a yapacağı duayı onlara yapanlar apaçık şirk işliyorlar. Bazen onlara kurban bile kesiyorlar. Kur’an’da ibadet olarak zikredilen hangi ibadet olursa olsun hepsi yalnızca Allah’a yapılmalıdır.
5.Allah’a ait olangaybı bilme gibi sıfat ve özellikleri başka varlıklara vermek şeklinde gerçekleşen şirk:
“Ey Müslüman! Onlara de ki: “Göklerde ve yerde olan hiçbir varlık, yaratılmışların algı ve tecrübe sınırlarının ötesinde bir âlem olangaybı bilemez; bütün bunları bilen, ancak ve ancak Allah’tır.” 16(Neml, 27/65)
Gaybı ancak Allah bildiği halde, “ ‘Filan zat gaybı bilir, filan mürşid insanların iç yüzüne vakıftır, şeyh müritlerinin bütün hareket ve davranışlarından haberdar olup onları manevi kontrol altında tutar’ gibi söz ve kanaatler İslam akaidine, Kur’an ve Sünnet’in tespit ettiği tevhid inancına uymaz.” 17
5. Kendilerini, Allah’a yaklaştıracakları sandıkları bazı varlıklara kutsiyet atfetmek ve onları kutsallaştırmak yoluyla gerçekleşen şirk:
“Şunu iyi bil ki, gönülden ve kayıtsız şartsız bir itaate lâyık olan, yalnızca Allah’tır! Fakat kendilerine O’nun yanı sıra boyun eğmeye lâyık birtakım dostlar edinen müşrikler, bu çirkin davranışlarını güya mazur göstermek için, “Biz bu putlara, doğaüstü güçlere, tanrısal nitelikler yakıştırdığımız dînî ve siyâsî önderlere ve büyük insanlara, sâdece bizi Allah’a yakınlaştırsınlar diye tapıyoruz! Biz âciz kullar doğrudan Allah’a yalvarmak yerine, O’na bizden daha yakın olanlar aracılığıyla O’na kulluk ediyoruz!” derler. Oysa Allah, sırf etrafındaki yakın “dostlarını” memnun etmek için ve onların aracılığıyla ihsanlarda bulunan, aksi takdirde kimseye bir şey vermeyen cimri bir ilâh olmadığı gibi, yönetimi altındaki insanların kalbinden geçenleri bilmeyen, bu yüzden de aracılara muhtaç olanlar gibi âciz de değildir. Hiç kuşkusuz Allah, bu inkârcıların anlaşmazlığa düştükleri bütün tartışmalı konularda, Hesap Günü aralarında hükmünü verecektir!”18 (Zümer, 39/3)
Kıyamet gününde Allah’a rağmen kendilerini kurtaracak aracılar/şefaatçiler edinmek, Allah’ın adaleti gereği cehenneme yolladığı bir kimseyi, Allah’tan daha çok merhametli gördükleri aracıların/şefaatçilerin çıkaracağına inanmak şirk değil de nedir? Acaba “biz onlara, ancak bizi Allah'a daha çok yaklaştırmaları için ibadet ediyoruz" diyenler geçmişte mi kaldı?
Kıyamet günün maliki, hâkimi, otoritesi sadece Allah’tır. Bunu bize apaçık bir şekilde şu ayetinde bildirmiştir:
“Din(hesap) gününün sahibidir.” (Fatiha, 1/4) Allah Teâlâ’ya otoritesinde başka ortaklar tanımak ve onları kutsallaştırmak, aracılar kılmak, onlara bel bağlamak insanı şirke götürür.
Kurtuluşa erebilmemizin en temel şartı; imanımızı her türlü şirkten arındırmaktır. İman olduğu sürece şirkin de var olacağını bilmeli; imanımızı sürekli vahiy ile kuvvetlendirmeli ve korumalıyız.
1- Mahmut Kısa, Kısa Açıklamalı Meal, Armağan Kitaplar, Konya; 3. Baskı, 2009 (Koyu kısımlar meal, koyu olmayan ara cümleler açıklamadır.) 2- Prof. Dr. Bekir Topaloğlu, Prof. Dr. Y. Şevki Yavuz, Doç. Dr. İlyas Çelebi, İslam’da İnanç Esasları, İstanbul: 3. Baskı, Çamlıca Yayınları, 2002, s. 80 3-Mevlüt Güngör, Kur’an Penceresinden Bakış, Kur’an Kitaplığı, s. 26 4-Kısa,a.g.e. Ayrıca şu ayetlere de bakılabilir: Enam, 6/88; Tövbe, 9/17, 5-Dr. İsmail Karagöz, Kur’an’da İbadet Kavramı, İstanbul, Şule Yayınları, s. 57 6-Kısa, a.g.e. 7-Güngör, a.g.e. s. 28 8-Kısa, a.g.e. 9-Tirmizi, Tefsir, 9 10- Mevlüt Güngör, Kur’an Penceresinden Bakış, Kur’an Kitaplığı, s. 29 11-Kısa, a.g.e. 12- Kısa, a.g.e. 13-Kısa, a.g.e. 14- Kısa, a.g.e. 15-Mustafa İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, İstanbul: 2. Baskı, Düşün Yayınları, 2008, s. 3 16-Kısa, a.g.e. Ayrıca bakınız: Fatır, 35/38; Cin, 72/26-27 17-Prof. Dr. Bekir Topaloğlu, Prof. Dr. Y. Şevki Yavuz, Doç. Dr. İlyas Çelebi, İslam’da İnanç Esasları, İstanbul: 3. Baskı, Çamlıca Yayınları, 2002, s. 104 18-Kısa, a.g.e.